8 Haziran 2014 Pazar

Hayvan Çiftliği - George Orwell



             Celal Üster, nesbi münasip Kitabın çevirmeni, sık sık bunun bir Peri Masalı olduğundan bahseder, kendi yazdığı önsöz de. Evet, Peri Masalı kalıbını kitaba ilk yapıştıran da kitabın yazarı, George Orwell'dir. Burada bir duralım, neden tanıtıma bu Peri Masalı meselesi ile başladığımı soracak olursanız; Türkiye'de yıllar boyu 'Peri Masalı' kalıbından uzak tutularak basılmıştır bu kitap. Nedeni ise hepinizin de tahmin edebileceği gibi, kitabın bir çocuk kitabı sanılmaması, yaşça büyük - ve de onlara göre ciddi - okuyucuların kitaba burun kıvırmamasıdır.

         Ne kadar ilginç değil mi?  Bir yerlerde bir adam bir kitap yazıyor ve biz o kitabı yıllar boyu paragöz yayınevlerinin sınırlandırdığı kalıplarda okumak zorunda kalıyoruz. Bir kere bu biz Türk okuyuculardan da ziyade, kitabın yazarı George Ağabeye yapılan bir hakarettir. Adam Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi siyasi taşlamalarından birini yazıyor. Bakın adı üzerinde taşlama! Taşlama, yani nedir, simgesel yolla birilerinin kafasını, gözünü yarma! Evet, aynen öyle!
        Neyse, sizi bu bölümle sıkmış filan olabilirim de, bir şeylere karşı içimdeki kini kusmak istedim. O bir şeylerin ne olduğunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. :)
         Buraya kadar yazılanların oldukça ciddi ve sıkıcı bir dille yazıldığını, hatta böyle giderse okumayı bırakmayı düşünüyor olabilirsiniz.. Durun, durun.. Ciddilikten biraz koparsak ne diyoruz:
       George Orwell Düşmanlarını ÖLDÜRECEĞİZ!!!



      Bir yazının potansiyeline düşen entropisel kısmı bayağı doldurduk sanırım. Şimdi daha yapıcı konulara geçer isek - Daha doğrusu bundan öncesi ilginizi çekmemiş ise;
        Efendime söyleyeyim, kitap hakkında çiziktireceğim ilk konu kitabın içindeki karakterler olacak sanırım.
        Evet, evet; birazcık şu bizim çiftlikte ki hayvanların temsil ettiği godoşlara bakalım. Mesela, kitapta böyle sevsen sevilmez, atsan atılmaz; pislik, leş, iğrenç bir karakter var. Adı da Napolyon efendim bu domuzun, temsil ettiği kişilikte Stalin.. Yani domuzu hakaret olarak kullanmıyorum, bayağı domuz Napolyon. Bildiğiniz domuz. :)
        Yahu aslına bakarsanız fena kafa adam Orwell. Adam dönemin mega gücü Stalin'i bir domuza uyarlamış: Stalin'in, devrimden sonra yandaşlarını nasıl alaşağı ettiğini, az biraz zaman geçince Stalin'in de o çok eleştirdiği koltuk severler gibi, tek bir koltuğa aşık olduğu gibi konuları aynen domuza aktarmış.
       Sonuç olarak, başta da yazdığımız gibi gayet pislik olarak göstermiş Stalin'i. Ha, ben burada işin siyaset kısmına bulaşmayacağım, ancak yazarın da düşündükleri hakkında haksız olduğunu söylemek sanırım biraz abes kaçar. Gençliğinde dalyan gibi Komünist olan Stalin'in, yaş biraz ilerleyince nasıl manyaklaştığını, kendine en yakın gördüğü yoldaşlarını, koltuk uğruna nasıl harcadığını ben değil, tarih kitapları sayfa sayfa yazıyor. Açın okuyun.
       Napolyon'dan sonra, kitapta ki en önemli karakter, Napolyon'dan daha zeki, ancak çok daha saf olan Snowball. Yazık efendim bu hayvana, her şeyi düşünen, savaşlarda bir kahramana yakışırcasına çarpışan       -evet, hayvanların insanlar ile savaştığı bir kısımda var kitapta- bu masum domuzcuğumuz. Ama gelin görün ki, Napolyon hıyarı, liderlik yolunda kendisine tek rakip olan Snowball'ı çeşitli dalaverelerle alaşağı ediyor. Çiftlikten kovup, arkasından binbir çeşit yalan söylüyor. Efendim, Snowball hakkında diyeceğim son şey, gerçekte Troçki'yi temsil ettiği olur. Gayette güzel olur.


     Bu ikisi dışında, tabiri caizse eşek gibi çalışan bir atta var karakter listesinde. Bu at, durmadan hayıflanmadan; yorulsa bile bunu çaktırmadan çalışıp, didinip duruyor. Sonu mu..? İşte bu spoiler'a giriyor..
     Atın yanında bir de eşek var kitapta. Gerçek eşek. Yatmayı, tembelliği seven. Ancak sorumluluğunu bilen. Çalış dendi mi çalışıyor bu eşek, iş bitince hemen yatış. Savaşa gelince savaşıyor bu eşek, ama savaş bitince savaşı ölümüne eleştiriyor...
       Zaten savaş hakkında yapılabilecek iki şey var, ya ölümüne eleştireceksin, ya da ölümüne savaşacak..

     Tabii o kadar karakterden bahsettik, en önemlisi atlamadan olmaz. Karakterlerin bana göre en önemlisi; Koca Reis.. O da bir domuz. Biraz Napolyon'dan, biraz Snowball'dan izler var karakterinin üzerinde. Yani yazar böyle oluşturmuş onu. Koca Reis, tabiri caizse tam bir Reis. Çiftlikte son günlerini geçirirken tüm hayvanları topluyor - Ki tüm hayvanlar neredeyse ona tapacak kadar, saygı duyuyor ona.. - ve onlara bu işin böyle gitmeyeceğini, eninde sonunda bir değişimin - Devrim - şart olduğunu söylüyor vs.
    Birkaç gün sonra Koca Reis ölüyor ama devrimin ateşleyicisi de, ölmeden önce yaptığı konuşmayla yine o oluyor.

   Genel hatlarıyla böyle bir kitap Hayvan Çiftliği. Daha anlatamadığım onlarca karakter, yüzlerce olay var. Birkaçından bahsedecek olursam; mesela kitapta komşu çiftlikler de var. Bunlar ilkin, Hayvan çiftliğinde ki devrime kuşkuyla baksa da, sonradan bu çiftliklerin sahipleri Napolyon'la ilişkiyi ilerletiyor ve de kitabın sonunda, hepsi bir yemek masasında toplanmış, hiçbirini birbirini aratmayacak derecede iğrenç şekilde yansıtılıyor.
   Bunun dışında 7 kutsal kural diye bir şeyde var kitapta. Buna göre hayvanların devriminden sonra 7 kural belirleniyor; İçki içilmeyeceğinden, yatakta yatılmayacağından filan bahsediliyor bu kurallarda. En son ve en önemli kuralsa; ' Her hayvan eşittir. '
   Ancak daha sonradan kurallar gizliden gizliye değiştiriliyor, Napolyon hepsini kendi keyfine göre uyarlıyor. En son ve en önemli kural mı? Onda da yalnız küçük bir oynama yapılıyor. Yalnızca küçücük bir oynama:
      '' Tüm hayvanlar eşittir, ama bazıları daha eşittir. ''



Değerlendirmem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder