15 Haziran 2014 Pazar

Doğunun Limanları - Amin Maalouf

   

    Doğunun Limanları; bize çok yakın, çok bağlı hikayesi olan, tek kelimeyle özetlenirse, 'Vurucu' bir kitap. 

    Vurucu diyorum, çünkü kitapta her çeşit duyguyu aynı anda yaşayabilme olanağınız var. Öyle ki; kitabın başında, ana karakterin - Adı İsyan - bir Türk olduğunu, daha da önemlisi has be has Padişah kızının torunu olduğunu görünce, bir kere ilginizi tümüyle kitaba veriyor, sanki dedeniz size hikaye anlatıyor gibi dinlemeye başlıyorsunuz yazarı.

      Ne var ki, İsyan'ın büyük annesi olan Padişah kızı, babasının boğdurularak öldürüldüğünü görünce delirir. Yine de onu iyileştirmeye gelen doktor - Kitabdar - ona aşık olur ve evlenirler. Bu evliliklerinden olan oğlanları ise, büyüyünce Kitabdar'ın en yakın arkadaşlarından, Ermeni Nubar'ın kızı ile evlenir ve onların doğumundan da bizim İsyan doğar..

    Kült olarak kitap özeti yazmayacağız elbette, sadece hikayenin ileride gelişecek bütün kısımları için, ana iskeleti vermiş olduk bir nevi. Neyse, kitabın oldukça 'vurucu' olduğundan bahsediyorduk sanırım. Öyleyse devam edelim; İsyan'ın ilginç hikayesi, aslında doğumuyla başlar. Zira İsyan'ın babası Fransa'da tahsil görmüş bir direnişçidir ve oğluna bu yüzden İsyan adını koyar.

    Bakın yine şu hikayeyi özetleme belasına bulaştık. Neyse, yavaş yavaş kurtulacağız sanırım bu bokludan. Şimdi, kitapta benim en sevdiğim kısma geçelim. Çoğunuz, çoğunlukla dik kafalıymışsınızdır çocukken. Yani babanız, 'Oğlum doktor olacak' veya ' Benim oğlum şunu/bunu yapacak' dediğinde, içten içe kızıp, sağlam bir inatla onun dediklerini yapmama aşkıyla dolmuşsunuzdur. Bunun en büyük nedeni de, sanırım kendinize, kendi ayaklarınız üzerinde durabildiğini kanıtlamaktır..

   Ha işte, İsyan'da öyle bir çocukluk yaşıyor. Babasının onun hakkında söylediği şeylere içten içe sinirleniyor ve daha devrimin ne demek olduğunu bilmeden, devrime düşman kesiliyor..

  Bu noktada küçük bir söz söylemek isterim, ' Kim bilir kaçımız, henüz ufacıkken, daha ne olduğunu bile bilmediğimiz şeylere düşman kesilmişizdir... Sadece birileri bize onu dayattığını için.. Kim bilir kaçımız, kim bilir nelere..? '

   Neyse, bu kadarcık felsefe arası yeter. İsyan küçükken devrime düşman kesiliyor, ancak yaşı büyüyüp de o da Fransa'ya tahsile gidince - Ki Fransa'ya gitmek bile istemiyor -  en büyük devrimcilerden biri oluveriyor. Burada dikkatli olalım, kitabın en ince noktalarındayız, birkaç bilgi daha yazarsam, sanırım ağır spoiler'a girmiş olacağım.
 
Fransa Devriminde, aşık oluyor İsyan, sonra polisle başı belaya giriyor; nasıl girmesin, hem II. Dünya Savaşının süregittiği, hem de tüm Avrupa'nın komünistlere canavar gözüyle baktığı yıllar. İşte ondan da sonra, zekasıyla ve de çocukken evde aldığı sağlam eğitimin yardımıyla, tıp okulunda herkesi kendine hayran bırakıyor filan..

 Yani başta da söylediğim gibi, kitapta o kadar güzel, o kadar ince olaylar var ki; hemen burada anlatıvermek istiyorum. Ancak bir yandan da biliyorum ki, bu işin namusuna yakışmaz bu..

   Birçoğunuz daha önce duymuşsunuzdur Amin Maalouf ismini. Lübnanlı bir Tarihçidir kendisi. Tarihçidir ve iyide tarih bilgisi vardır. Eserlerini okurken hem sıcacık bir hikayenin akıcılığına kapılır, hem de hikayenin geçtiği dönem hakkında müthiş bilgiler edinirsiniz. Sanırım buna da en güzel örneği, 'Semerkand' isimli kitabıdır. Efendim Amin Maalouf, sizi adeta tarihe boğar bu kitabıyla. İlgilenmeseniz de dönem hakkında hayvan gibi bilginiz olur. Evet, hayvan gibi. :)

  Böyle bir yazarın kaleminden çıktığından, elbette ki arada çok ince tarihi olaylarda kapıyorsunuz kitaptan. Mesela Fransız devrimcilerin, Yahudiler ile ilişkisi. Veya  II. Dünya Savaşının, Fransada ki yüksek okullar için ne gibi etkilerde bulunduğu vs. Bunun gibi daha onlarca harika bilgi ediniyorsunuz kitaptan.

  Tabii bir de son kısmı var kitabın. Böğrünüze adeta yumruk oturuyor. Hatta ne yumruğu, koca bir taş, devasa bir kaya gömçürüyor yüreğinize. Birilerinin ümüğünü sıkasınız geliyor ama dişinizi sıkmakla yetiniyorsunuz. Elinizi uzatıp, birilerini çekip çıkarmak, o boktan yerden kurtarmak istiyorsunuz ama olmuyor.

   Neyse, o birilerini kitabı okurken ( Veya okumuşsanız ) fark edecek, yüksek ihtimalle benim kapıldığım duygulara kapılacaksınız..

  Son diyeceğim; çok sıcak ama çok da soğuk, oldukça vurucu, vurucu olduğu kadarda bilgilendirici, hapharika bir hikaye Doğunun Limanları. Adı da çok güzel, yazarı da.

  Mutlaka edinin ve okuyun derim. Çoğu halk kütüphanesinde bulunacak bir eser.
                                                    Değerlendirmem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder