18 Haziran 2014 Çarşamba

Beyaz Sessizlik - Jack London




        'Beyazların efendisinden, beyaz hakkında yazılmış bir şaheser.' derdik herhalde bu kitabı yalnız bir cümle ile tanımlama hakkımız olsaydı. Ne var ki, hem bizim yazmak, sizinde okumak istediğiniz kadar yazma hakkımız var, hem kitap hakkında yazacak bir o kadar cümlemiz var. O yüzden kendimizi çok da fazla sınırlandırmadan, kitap ile ilgili konuşmaya başlayalım..

Beyazların Efendisi demiştik, Jack London hakkında. Gerçekten de öyle ki, usta kalemden daha evvel okumuş olduğum, beyazların dünyasında geçen Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş sayesinde, onun üzerine yapışan Beyazların Efendisi kalıbını ne kadar hak ettiğini bilemiyorum. Tabii küstahlık yapmak için söylemiyorum bunu, ancak bilmelisiniz ki, Jack London'ın Beyaz Sessizlik kitabını okumadan önce, saydığım eserlerinden en azından birini okumuş olmalısınız. Yoksa şimdi incelediğimiz kitabı okurken, sık sık gitgeller yaşar, 'bu da nereden çıkmıştı ki' dersiniz. Bir de her ayrı bölümün başında ki uzun tasvirlerden sıkılıp, kitabı kapatma ihtimaliniz var ki, bu da gerçekleşme olasılığı hiç de düşük olmayan bir ihtimal.


Neyse, sizi boğacak çok fazla yorumda bulunduk sanırım. Biraz daha içerik ile ilgili kısımlara geçersek, öncelikle kitabın tek bir hikayeden oluşmadığını; kitabı, içinde barındırdığı beş farklı hikayenin oluşturduğunu söylemeliyiz. Evet, hepsi de birbirinden ilginç ve birbirinden güzel anlatılmış beş hikayesi var ki kitabın, bunların ikisi saf olarak beyaz karların üzerinde, diğer ikisi ise Jack London üstadın başka bir ustalık alanı kara suların üzerinde geçiyor.. 


   İlk iki hikaye küçük bir açıdan birbirine bağlı. Ancak, beyazın insanı nasıl boğduğunu, hayattan nasıl kopardığını anlatan ikinci hikaye  özellikle favorim.. Bu hikayeye göre birbirinden tembel iki adam karların arasında bir kulübede yaşamak zorunda bırakılıyor. Başlarda işler gayet iyi gitse, birbirlerine karşı başardık gözüyle baksalarda, sonradan film kopuyor ve beyaz onları boğuyor. Adamlar birbirini şeytan olarak görmeye başlıyor ve sonlardı da, hiç beklenmedik; şeytanımsı bir şekilde bitiyor..


  Kitapta bundan sonra en sevdiğim hikaye ise, evleneceği gün kadını kaçırılan bir adamın, kadınının peşinde, onu ararken başına gelmedik işin kalmaması. Öyle ki, Okyanus'un ortasında ki bir adada mahsur kalmak veya Rusya'daki esir kamplarından birinde ölesiye çalıştırılmak, bu adamın başına gelen en normal iki olay.. Bu hikaye de, bir yönüyle ilk hikayeyle bağlantılı; sevgilisini arayan adam, en sonunda her şeyini tüketmiş - sevgilisini bulup bulamadığını yazmayacağım ancak orada da beklenmeyeceğiniz müthiş olaylar var - beyazların üzerinde bir kulübede, başından geçenleri anlatıyor..

  Bunlar gibi iki hikaye daha içeren kitap, insanın hayal gücü kapılarını sonuna kadar zorluyor, doğanın insanlara ne derece kötü davranabileceğinin sınırlarını anlatıyor. Bu yönüyle, özellikle şehre hapsolup kalmış, dumandan başka bir şey solumayan insanın, mutlaka okuması gereken kitap, Beyaz Sessizlik: Hiç değilse azıcık özlem giderir, yaşamın ne olduğunu anlar.

Bitirmeden evvel bir kez daha yazara değinmek istiyorum. Öncelikle hiçbir tanesinin bir diğerine benzemediği iddia edilen kar tanelerini, ondan iyi anlatacak, tasvirleyecek bir yazar daha gelmedi Dünya'ya. Öyle ki, hepsi birbirinden eşsiz kar tanelerini, yine hepsi birbirinden eşsiz olan tasvirleriyle, tek tek işliyor bayım kitaplarında. Doğa ile içiçe geçmiş kelimeleri ile, okuyanın aklını başından alan, çok uzak diyarlara sürükleyen yazar, bana göre doğayı en işi işleyen en iyi üç, bilemedin dört yazardan birisi. Onu geçebilecek pek az yazar doğdu şu ana kadar.


Bunun dışında, yazarın kara suları anlattığı kitaplarını da es geçmeyelim. Özellikle Martin Eden isimli bir romanı var ki, kitabı görebildiğiniz an, ne yapıyorsanız bırakın, okumaya başlayın derim ben. Sizi derinden etkileyecek, hayata bakış açınızı derecelerce değiştirecek bir kitap Martin Eden. Bu kitapta anlattığı diğer iki hikayesi de, bir Martin Eden etmese de, oldukça güzel, farklı hikayeler idi. Yazarın özelikle fırtınaları anlatırken kullandığı dil, gençliğinde yer aldığı birçok deniz seferinden miras kalmış gibi. O kadar gerçekçi..

Ne yapın edin, bu kitabı olmasa bile diğerlerinden birkaçını okuyun dediğimiz yazar, kısaca beş hikayesinin oluşturduğu kitabıyla bizden iyi bir puanı hak ediyor.


Değerlendirmem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder